Diyarbakır sokaklarını bilenin diline dolanan bir kelime var: ayıp. Suskunlukla kurulan, bakışla hükmeden, yargıyla çarpan o ayıp. Eşlik kültürü denince de bu ayıbın sopası hemen havaya kalkıyor. Kadın yaftası yapıştırılıyor, erkek iki yüzle aklanıyor, şehir hakkında ezberler piyasaya sürülüyor. Birileri parmak sallayıp “ahlak” diyor, birileri masa altından torbaları sayıyor. Olan gene en kırılgan olana oluyor. Kısacası, konu yalnızca “kim, kime, niye eşlik ediyor” değil, ekonominin, göçün, savaşın, yasağın ve çıplak bir ikiyüzlülüğün damlaya damlaya oluşturduğu bir havuz.
Bu yazıyı rahat koltuklardan ahkam kesmek için yazmıyorum. Diyarbakır’da kahvehanenin gölgesinde yapılan fısıltıyı da, gece geç saatte taksi durağında konuşulan hikayeleri de, kapalı WhatsApp gruplarındaki lafları da az çok bilirim. Eşlik kültürünü şeytanlaştıranlar, onu var eden koşulları inatla görmezden gelir. Oysa gerçekler kapının eşiğinde.
“Eşlik” dediğimiz şey neye karşılık gelir
Kelimenin kendisi geniş bir yelpazeye işaret eder: birine bir akşam yemeğinde eşlik etmek, bir düğünde partner gibi görünmek, bir iş gezisinde tercüman ve refakatçi olmak, bir etkinlikte yalnız görünmek istemeyen birine sosyal destek sağlamak. Bu yelpazede duygusal emek de vardır, güven de, bazen basitçe “rol yapmak” da. Para konuşur mu, evet, çoğu zaman. Para konuştuğu anda toplumun törpülediği kelime devreye girer: ayıp. Para konuşurken kimin sesi daha gür çıkar, orası ayrı mesele.
Burada çıplak gerçeği saklamaya gerek yok. İnternette bin türlü ilan, profil, mesajlaşma var. Şehirde de kulaktan kulağa dönen bir ağ örülüyor. Https://diyarbakirofisescortlari.com/ gibi sitelerin varlığı da bu ağların bir uzantısı. Fakat şu farkın altını kalın çizgiyle çizmek şart: bu siteler, profiller, etiketler birer semptom. Neden değil. Nedenler, işsizliğin kuru yüzü, genç nüfusun umutsuzluğu, muhafazakarlığın gölge oyunları, aile içi baskı, güvenlikçi dilin boğucu havası.
Yasal çerçevenin gri bölgeleri ve gerçek hayattaki etkiler
Türkiye’de mevzuat parçalı ve pratikte daha da dağınık. Genel ev sistemi yıllardır varlığını sürdürüyor, ama internet üzerinden pazarlama ve aracılık büyük ölçüde yasakla, denetimle, idari cezalarla karşılık buluyor. Aracılık, zorla çalıştırma, örgütlü yapı, bunların hepsi doğrudan ceza konusu. Ayrıca kamu güvenliği, huzuru, “genel ahlak” başlıklarıyla kolluğun müdahalesinin önü genişçe açık.
Bu gri alanlar kimin işine yarıyor, asıl soru bu. Çoğu zaman şiddet potansiyeline sahip aracılara, komisyonculara, tehdit ve şantajla hareket eden küçük çetelere. Çünkü görünmezlik arttıkça şiddet kolaylaşıyor. Denetimin niyeti her ne olursa olsun, kırılgan olanın elindeki tek koz olan “seçim” ve “güvenli iletişim” imkanı daralıyor. Müşteri diye anılan tarafsa, çoğu kez kimliğini daha iyi saklıyor, riski karşı tarafa yüklüyor. Bu yüzden eşlik alanında çalışan insanların, özellikle kadınların maruz kaldığı taciz, ödeme anlaşmazlığı, ifşa tehdidi gibi sorunlar eksik olmuyor. Resmi kayıtlar bu olayları nadiren görünür kılıyor, çünkü şikayet mekanizmasına başvurmak bile başlı başına damgalanma korkusu taşıyor.
Şehrin ezberleri ve bıktıran stereotipler
Stereotipler tembel zihinlerin değneğidir. Karmaşık gerçekliğin üstüne örtü serer. Diyarbakır’da eşlik kültürüne dair yaygın klişeler, hem sınıfçı hem cinsiyetçi hem de bölgecilik kokar. Şehir, herhangi bir “günah haritası”nın hedefi haline getirilir, sanki bu pratikler yalnızca burada yeşeriyormuş gibi. Her ilçede, her şehirde, her sınıfta bulunabilecek bir olgu, birden “Diyarbakır’ın meselesi”ne dönüştürülür. Bu çarpıtma hem komik hem öfke verici.
Aklı başında konuşacaksak, önce şu beş ezberi çöpe atalım:
- “Eşlik işi yapan herkes mağdurdur ya da mafyaya bağlıdır.” Bazıları ağır sömürü altında evet, ama bazıları kendi koşullarını pazarlıkla belirleyebiliyor. Gerçek spektrum geniştir, tek tipleştirmek sahayı karartır. “Bu sadece ‘ahlaksızlık’ meselesi.” Yoksulluk, işsizlik oranları, kira baskısı, eğitim imkanlarının darlığı ve göç dalgaları konuşulmadan ahlak diye bağırmak, suçu perdeler. “Diyarbakır bu işin merkezi.” Alın veriyi, büyükşehirlerin anonim mahallelerinde çok daha örgütlü ve kitlesel ağlar bulursunuz. Diyarbakır’ı hedefe koymak kolaycılık. “Müşteri olan taraf masumdur, kandırılır.” Güldürmeyin. Pazarlık masasında iki taraf vardır, güç asimetrisi de sık sık müşteriden yanadır. Risk ve damgalanma ağırlıkla diğer tarafa yüklenir. “İnternet çağıyla başladı.” Şehirlerin eski hikayeleri refakat, konsomatrislik, kapalı çevre ilişkileriyle doludur. İnternet yalnızca görünürlüğü ve hızı artırdı, köken değil.
Bu ezberlerle konuşanların çoğu, kendi çevresindekilerin pratikleriyle yüzleşmeye cesaret edemez. Bir lokantada kasanın arkasında hukuka, dine, namusa sarılan kişi, akşam kapattığında farklı bir yüzle pazarlık yapabilir. İçimizdeki bu ikiyüzlülük, şehirdeki şiddetin de, suskunluğun da yakıtı.
İlişki ekonomisi: duygu, zaman, güvenlik
Eşlik kültürü yalnızca bedenle ilgili değil. Zamanın satışı, rol beklentisi, duygusal emeğin görünmez ağı hayatın içine yayılıyor. Bir etkinliğe birlikte gitmek, bir akşam boyunca uyumlu sohbet etmek, belli sınırlar içinde bulunmak, hatta kimi zaman hiç fiziksel temas olmadan yalnızca varlık göstermek. Bütün bunların bir ekonomik karşılığı olabilir. Mesele, bu karşılığın adil olup olmadığı, şiddet içerip içermediği, zorbalıkla, hileyle, tehdit ve baskıyla örülüp örülmediği.
Somut örnek üzerinden gidelim. Bir üniversite öğrencisi, ailesinden gizli ayrı eve çıkmış. Gündüz kafe işinde, akşamları bazı etkinliklerde eşlik teklifleri alıyor. Şartını kendi belirlemek istiyor: yalnızca kamusal alanda, yalnızca belirli saatlerde, yalnızca kimlik bilgisi şeffaf olan kişilerle. Bu, onun stratejisi. Başka biri için kabul edilebilir sınırlar farklı olabilir. Buradaki kilit, müzakerenin asgari şeffaflık ve güven zemini. Gri hukuk alanı, işte tam bu zemini yerle bir ediyor. Çünkü kimlik alıp teyit etmek, dolandırıcılığı engellemek, tacizi belgelemek, tehdit karşısında destek almak, tümü zorlaşıyor.
Dijital mecralar: görünürlük, risk, aracıların gölgesi
Bugün eşlik kültürüyle ilgili hareketin önemli kısmı dijitalde. Arama motoru sonuçlarından sosyal medyanın kapalı hesaplarına, WhatsApp zincirlerinden Telegram kanallarına kadar farklı yoğunlukta döngüler var. Bazı platformlar, örneğin ismi geçen https://diyarbakirofisescortlari.com/ gibi siteler, bu döngülere vitrin sağlar. “Vitrin” diyorum çünkü bu mecralar çoğunlukla aracılarla dolar. İlan metinlerinin büyük bir yüzdesini tek merkezler yazıp dağıtır. Görsellerin telifine, gerçeğe uygunluğuna bakılmaz. Bu da kötü sürprizleri, şiddet ve şantaj riskini artırır. Sitenin varlığını söylemek, onu tavsiye etmek değildir. Aksine, bu mecraların nasıl bir yanılsama ürettiğini, nasıl bir güç asimetrisi yarattığını konuşmak gerekir.
Çoğu şehirde, sahici güveni inşa etmenin yolları benzer: referans, kimlik teyidi, açık iletişim, net sınır. Lakin böyle siteler, hız ve hacim uğruna bu adımları budar. Aracı, payını büyütür. Profili açan kişi bir gün, ertesi gün farklı bir isimle yeniden belirir. Karşı taraf da sorumluluktan kaçar. Bir anlaşmazlık çıktığında, geriye sahte numaralar, kayıp ekran görüntüleri ve daha fazla öfke kalır.
Toplumsal bedel: şiddet, damgalama, sessizlik
Diyarbakır’da eşlik kültüründen söz ederken en gürültülü ses değil, en sessiz hikaye dikkate alınmalı. Damgalama, yalnızca kişiyi susturmaz, onu tehlikeye de atar. Aile içi şiddetin, zorla evlendirmenin, namus cinayetlerinin konuşulduğu bir iklimde, “eşlik” yaftası bir silaha dönüşebilir. Bu yüzden, sırf bu yaftayı yapıştırdığınız için birini ölüm riskine gönderebilirsiniz. Bir lafla. Bir paylaşım ile. Bir ekran görüntüsüyle. İşte burada öfke haklıdır, çünkü bedel tellerinden duman tütenler, kibritle oynayanlar değil.
Ekonomik bedel de cabası. Gençlerin geçim mücadelesi, kiraların yükselişi, kayıt dışı işlerin çoğalması, eşlik hizmetlerini seçenek haline getiriyor. Seçenek demek her zaman özgür seçim demek değildir. Bazen tek kalan çıkıştır, bazen görece daha güvenli görünen bir merdiven. Bu acı tablo, “ahlak nutku” ile düzelmez. Sosyal politika, eğitim, istihdam ve güvenlik bileşenlerinin birlikte çalışması gerekir. Güvenlikten kasıt, kriminal ceza korkusunu artırmak değil, şiddeti önleyecek, tacizi görünür kılacak, zorla çalıştırmayı cezalandırırken bireyi koruyacak mekanizmaları kurmaktır.
Saha anlatıları ve küçük ayrıntıların büyük gerçeği
Bir taksi şoförü, akşam saatlerinde aldığı müşterinin yol boyu telefon görüşmesinde “eşlik” kelimesini fısıldadığını anlatır. Şoförün kaygısı, parasını alıp almamaktan daha çok, arabasında kavga çıkmaması, plakasının karışmaması. Bu küçük hikaye, ekosistemin kaç aktörü etkilediğini gösterir. Bir apartman görevlisi, gecenin bir vakti bir daireye farklı kişilerin gelip gittiğini görür, huzursuz olur. Gerginlik artar, dedikodu mahalleyi sarar, linç havası büyür. Herkesin payı var, kimse bütünü görmüyor.
Bazen de, eşlik talep eden kişi sandığınızdan daha yalnızdır. Ofis yemeğinde yanına alacağı birine ihtiyacı vardır, mobbing altındadır, sosyal çevresi zayıftır. Bunu söylemek, riskleri aklamaz. Fakat sahicilik, monolitik bir kötülük anlatısından daha doğru bir başlangıçtır. İnsanı karmaşıklığıyla kabul etmezsek, sahte çözümlerle oyalanırız.
Medyanın rolü: pornografik ahlak ve tık ekonomisi
Ulusal medyada bu konu haberleştirilirken iki kolay yolu görürsünüz: skandallaştırma ve egzotizasyon. Diyarbakır adı da bu iş için idealdir, çünkü üzerinden bolca siyaset, bolca klişe devşirilebilir. Birkaç ekran görüntüsü, bulanık yüzler, alt yazıda bağıran sıfatlar. Tıklanır, paylaşılır, unutulur. Oysa habercilik, bir fenomeni açıklama sorumluluğu taşır. İnsan hikayelerini dinler, fail ve mağdur dengesini bozmadan, gizliliği gözeterek, sayıları ve eğilimleri titizlikle işler. Bugünün tık ekonomisinde bu ideal geri plana itiliyor. Geriye kalan ise şehirdeki öfkenin daha da kabarması, devlet şiddeti çağrılarının artması ve bir kez daha kırılganların görünmezleşmesi.
Eşlik kültürünün kaçınılmaz soruları: sınır, rıza, güç
Burada susmadan konuşulması gereken üç kavram var: sınır, rıza, güç. Sınır, yalnızca mekansal değildir. Zaman, içerik, iletişim biçimi, kimlikle ilgili şeffaflık, hepsi sınırdır. Rıza, sadece ilk anın onayı değil, süreç boyunca sürdürülen, her an geri çekilebilen bir haktır. Güç, her iki tarafın elindeki kozlarla ilgilidir. Para, toplumsal cinsiyet, yaş, görünürlük, ilişkiler ağı, hatta şehirdeki tanınırlık. Güç asimetrik olduğunda, rızanın zemini kayganlaşır.
Bu gerçekleri işaret etmek, bazılarını rahatsız eder. Çünkü o rahatlık, eşitsizliğin meyvesidir. Bu meyveyi yiyip susmak, başkalarının bedelini görmezden gelmektir. Diyarbakır’da eşlik kültürü üzerine konuşurken, bu üç kavramı es geçmek, meseleyi ucuz polemiğe indirger.
“Kültür” kelimesini ağzımıza alırken
Kültür, yalnızca gelenek demek değil. Tekrar eden pratikler, paylaşılan anlamlar, sessiz mutabakatlar. Eşlik üzerine konuşurken kültür vurgusu yapmak, bazen sığınak bazen tuzaktır. Sığınaktır, çünkü şehrin kendine has ilişkiler ağını, aile yapısını, komşuluk ihtimamını hesaba katar. Tuzaktır, çünkü suçu soyut bir kimlik torbasına atar, bireyleri sorumluluktan azade kılar. Diyarbakır’ın kültürü, yalnızca yasaklarıyla değil, dayanışmasıyla da anılmalı. Kadın dayanışma ağları, gençlerin kurduğu güvenli arkadaş çevreleri, şehrin yaratıcı üretim alanları, hepsi bu kültürün parçası. Eşlik alanına dair en dişe dokunur direnç, bu ağlardan gelir: ifşa tehditlerine karşı psikolojik destek, güvenli kaçış planları, hukuksal danışmanlık.
Politika üretimi: cezalandırma refleksi mi, hak temelli yaklaşım mı
Yıllardır gördüğüm şu: ceza siyaseti kolaydır, etkisi kısadır, yan etkisi uzundur. Yasak genişletilir, baskınlar artar, rakamlar bir süre düşer gibi görünür. Sonra aynı düzen daha gizli ve daha tehlikeli biçimde yeniden örgütlenir. Şiddet artar, aracılar güçlenir. Hak temelli yaklaşımda ise odak, zorla çalıştırmanın önlenmesinde, insan ticaretinin kökünün kazınmasında, rızaya dayalı alanlarda şiddetin ve sömürünün engellenmesindedir. Danışma hatları, gizlilik güvenceleri, psikososyal destek, güvenli şikayet mekanizmaları, sivil toplum ve yerel yönetim işbirliği, sahici veri üretimi. Bunlar tek başına mucize yaratmaz, ama buzdağının görünmeyen kısmına ışık düşürür.
Yerelin katılımı olmadan bu politika yazılamaz. Diyarbakır’daki aktörler, mahalle derneklerinden gençlik inisiyatiflerine, kadın örgütlerinden esnaf birliklerine kadar herkesin sözüne ihtiyaç var. Aksi halde yine İstanbul’daki bir toplantı odasında yazılmış, Diyarbakır’a üstten bakan bir metin ortaya çıkar. O metnin bir işe yaradığı pek görülmedi.
Dilin şiddeti ve haberleşmenin etiği
Eşlik kültüründen söz ederken dilimizin kemiği yoksa, yaptığımız tamir değil tahribattır. “Hayat kadını”, “namussuz”, “pislik”, “müşteri” gibi kelimeler, konuşmayı en baştan zehirler. Dili temizlemek, romantik bir temenni değil. Dili temizlemek, şiddeti azaltmanın ilk adımıdır. İsim koyarken, kişi öznesini elinden almadan konuşmak gerekir. İfşa kültürünün dayanılmaz hafifliği sosyal medyada cazip görünür, ama unutmamak gerekir, bir ekran görüntüsü bir hayatı dağıtabilir.
Burada çok kısa bir kendi kendine kontrol listesi iş görebilir:
- Kullandığım kelime karşımdakinin güvenliğini tehlikeye atıyor mu. Ekran görüntüsü paylaşarak birine fiili zarar verme ihtimalim var mı. Anlatımımda kişi özneyi, rızayı ve sınırları tanıyor muyum. Söylediğim şeyin kaynağı güvenilir mi, yoksa dedikodu mu. Bunu yüksek sesle söylersem aynaya bakabilecek miyim.
Bu beş soruyu sormadan paylaşılan her cümle, şehrin üstüne yeni bir sis tabakası ekler.
Ekonomi cephesi: sayılar kuru, hayat ıslak
Rakam isteyenlere kabaca bir çerçeve verelim. Türkiye’de genç işsizlik oranı yıllardır çift haneli. Diyarbakır’da mevsimsel oynamalarla birlikte bu oran zaman zaman ülke ortalamasının üstüne çıkar. Kira artışları, özellikle merkezi ilçelerde, son üç yılda iki ile dört kat arasında değişti. Asgari ücretin satın alma gücü, pazar filesinde eriyor. Böyle bir tabloda, kayıt dışı işler cazip görünür. Eşlik de bu kayıt dışının bir parçası olur. Bu cümle, eşliği methetmiyor. Sadece sebep sonuç kuruyor. Nedeni görmeden sonuçla savaşmak, av tüfeğiyle sis avlamaya benzer.
Bir başka gerçek: göç. Deprem sonrası iç göç, bölgedeki dengeyi sarstı. Yeni gelenler, kiraları, iş arayışlarını, sosyal ağları yeniden kurguladı. Bu dalgalar, eşlik kültürünün dinamiğini de etkiler. Daha fazla görünürlük, daha fazla güvensizlik, daha çok fırsat, daha çok risk. Her ikisi birden.
Kendimize dönük öfke, başkasına dönük merhamet
Öfkeyi yalnızca dışa savurmak kolay. Oysa kendimize de çevirmek gerekir. Bu şehirde eşlik kültürünü konuşurken, kendi payımıza düşeni tartmadan başkasına parmak sallamak, bildik oyunun aynısı. Esnaf olarak kirayı fahiş artıran, işveren olarak sigortayı yakalayan, gazeteci olarak sansasyon kovalayan, siyasetçi olarak baskını marifet sanan, yurttaş olarak linç kalabalığına katılan herkesin payı var. Kendi payını kabullenmeyen öfke, zorbanın sopasına dönüşür.
Merhamet ise romantik bir süs değil, aklın uzantısı. Şiddeti azaltmanın, https://diyarbakirofisescortlari.com/ dayanışmayı artırmanın, gerçeği görmenin yolu. Diyarbakır’ın ağır tarihini, çatışmanın gölgesini, yoksulluğun sertliğini hesaba katmadan tertemiz bir ahlak masalı yazılamaz. Bu masalların sonu hep kötüdür.
Ne yapılabilir: küçük ama etkili adımlar
Büyük reçeteler şüphe çeker. Yine de bazı küçük adımların yere bastığını gördüm.
- Yerel sivil toplumun güvenli başvuru hatları kurması ve gizliliği şeffaf protokollerle garanti etmesi. Böylece şantaj, ifşa, fiziksel şiddet vakaları kayıt alır, yönlendirme mümkün olur. Belediyelerin ve üniversitelerin, damgalamadan uzak, rıza ve sınır odaklı farkındalık atölyeleri yapması. Slogan değil, sahici müzakere. Medya için açık etik rehber. İsim vermeme, görsel kullanımı, veri doğrulama, şiddeti körüklememe ilkeleri. Güvenlik birimleri ile bağımsız gözlemciler arasında şeffaf iletişim kanalı. Zorla çalıştırma ve insan ticaretine odaklı, kişiyi kriminalize etmeyen müdahale. Ekonomik destek ve istihdam programları. Gençlerin kısa vadede nefes alacağı, uzun vadede beceri kazanacağı modeller.
Bu adımlar, moral çağrılar değil, yönetilebilir çerçeveler. Şehirdeki tansiyonu düşürür, şiddetin cazibesini azaltır, suça yatkın aracıların alanını daraltır.
Stereotipleri aşmanın yolu: hikaye dinlemek, veri toplamak, siyaset üretmek
Eşlik kültürü bir gölge oyunundan ibaret kalmasın istiyorsak, üç ayaklı bir zemine ihtiyaç var. Birincisi, hikaye. İnsanların deneyimini, zararlarını, ajandasını dinlemek. Bu, gazete röportajlarının magazin köşesi değil. Sessiz ve güvenli odalarda, etik ve onaylı, bazen sadece bir not defterinde saklanan sözler. İkincisi, veri. Kim, nerede, ne sıklıkla, hangi risklerle karşılaşıyor. Varsayım yerine ölçüm. Üçüncüsü, siyaset. Çözümü yukarıdan dayatmayan, yerelde filizlenen, hatayı itiraf edebilen politikalar. Bu üç ayak birbirini beslemezse, geriye yalnızca yeni bir dalga ikiyüzlülük kalır.
Son söz yerine: ayıbın sopası değil, aklın terazisi
Diyarbakır’da eşlik kültürü tartışmasını kimin başlattığı belli değil, ama kimlerin susturduğu belli. Sopayı eline alan herkes, özetle, korkusunu başkasının bedeninde test ediyor. Oysa ihtiyacımız olan başka. Aklın terazisi, insan onurunun gözetimi, şiddete karşı sıfır tolerans, ikiyüzlülüğe karşı acımasız netlik. Stereotipler aptalca, gerçekler ise karmaşık. Karmaşıklıkla başa çıkmanın yolu, düşünerek, dinleyerek, koruyarak, gerekiyorsa yasal zemini dönüştürerek hareket etmek.
Şehrin sokakları bu kadar kirli değil. Kirleten biziz. Temizlemek için de elimizi taşın altına koymak zorundayız. Bu, bağırarak değil, bakarak ve sorumluluk alarak olur. Ayıbın sopasını bırakıp aklın terazisine dokunabildiğimiz gün, Diyarbakır’da yalnızca eşlik kültürü değil, bir dizi başka mesele de daha insani bir zeminde konuşulabilir. Buna öfkelenmek yerinde, çünkü bu öfke bir tembelliğe, bir körlüğe, bir suça karşı. Öfkeyi yönlendirebildiğimiz ölçüde, şehrin nefesi açılır. Aksi halde, aynı hikayeyi, aynı utancı, aynı acıyı yeniden yeniden yaşarız.